Bahçe 
Soğuk havaya inat içinizi biraz ısıtalım diyoruz. Egzotik bahçeler, tropikal meyveler görmek istiyorsanız, Latin Amerika yolculuğuna hazırlanın. Bugünlerde dünyanın güney yarım küresinde havalar ısınıyor.

Gözümü kapadım ve hayallere daldım. Bu soğuk havalara inat sıcak bahçeler hayal ettim. Gözümü açtığımda Art deco, biraz kübizm ve egzotik bitkilerle buluşan modern tasarımlar, İspanyol, Portekiz kolonilerinden kalma bahçeler gördüm. Bu kadar kopya yeter, nerde miyim? Latin Amerika’nın ateşlerle yanan, egzotik bahçelerinde. Yani biraz Brezilya, biraz Meksika, biraz da Arjantin. Kulağımdaysa Frank Sinatra’nın Girl from Ipanema (Ipanemalı Kız) adlı şarkısı çalıyor. Sanırım ilk olarak Brezilya’dan anlatmaya başlamalıyım.

YAĞMUR ORMANLARI
Portekiz Kralı 1. Manuel adına 1501’de keşif gezisine çıkan Portekizli denizci Pedro Alvares Cabral tarafından keşfedilen bu ülkede bugün birbirinden güzel parklar, botanik bahçeleri ve doğallığı korunmaya çalışılan yağmur ormanlarını görebilirsiniz. Burada bulunan bir tür boya ağacı Pau-Brasil’den esinlenerek şimdiki Brezilya adını alan ülkeyi ziyaret ederseniz, bolca zamanınız olması gerekiyor.

 Çünkü 180 milyonluk nüfusu ve Güney Amerika’nın neredeyse yarısına eşit yüzölçümüyle takdir edersiniz ki devasa bir ülke. Bayrağındaki yeşilin anlamıysa, ülkede yer alan bitki örtüsünün zenginliğinden başka bir şey değil. İlk durağım, ülkenin kuzeyinde yer alan Amazon yağmur ormanlarına gitmek için Amazonas eyaletin başkenti Manaus oluyor. Aynı yataktan, birbirine karışmadan akan nehirlerle, onların beslediği yağmur ormanlarından etkilenmemek elde değil. Yedi bin kilometre uzunluğundaki Amazon Nehri, Peru’daki And Dağları’ndan doğuyor, Belem’deki 250 kilometrelik muhteşem deltadan Atlantik Okyanusu’na karışıyor. En büyüğü Kolombiya’dan gelen Rio Negro, yani Siyah Nehir. Manaus yakınında buluşan iki nehir, su sertliği, sıcaklığı, debisindeki fark nedeniyle dokuz kilometre boyunca karışmadan, aynı yatakta yanyana akıyor. Biri siyah ve sakin, diğeri açık renk bej ve asi, deli deli akıyor. Mutlu sonsa burada yaklaşık üç bin çeşit balığın yaşadığı Amazon. Nehir, dünyanın en büyük tatlı su eko sistemini oluşturuyor. Kauçuk, tropikal meyve, palmiye, dev nilüferler, su bitkileri, eğrelti otları, bambular, hindistan cevizleri yani özetle aklınıza gelecek tüm tropikal bitki örtüsü ve balık çeşitliliğiyle, dikkatleri üzerine çeken bir bölge burası.

EVRENDEN TORPİLLİ ŞEHİR
Bir sonraki duraksa, ülkenin güneydoğusunda yer alan Rio de Janeiro. Rio, ünlü ressam Dali’nin tablolarından gerçeğe dönüşmüş bir şehir. Alışkanlık yapabilir ve tekrar tekrar gitmek isteyebilirsiniz. Masal şehrin, denizlerle dağlar arasında yeşili o kadar bol ki, evrenden torpilli olduğunu hissediyorum. Şehrin ortasında 1991 yılında UNESCO tarafından biosfer rezervi olarak ilan edilmiş olan Tijuca yağmur ormanlarıysa neredeyse elinizi uzatsanız tutacağınız mesafede. Kitaplarda okuduğum yağmur ormanları, yaz demeden deli gibi yağmur bulutlarını şehrin üzerine getirebilir, hazırlıklı olmak gerek. Şehrin ortasındaki botanik bahçesiyse hayran kalınacak cinsten. Jardim Botanico’da 235 bin tür bitkiyi görmeniz mümkün. Burada dev Victoria amazonica nilüfer yaprakları, parmak kıza ev olmuş, gökyüzünü delecek gibi bulutlara uzanan palmiyelerse 700 çeşit orkidelerle buluşmuş. Pembe çiçekli fırça çalısı, Strelitzialar, turuncu renkli karides çiçekleriyle beraber renk renk, yeşilin tüm tonlarıyla farklı türlerle buluşuyor.

FARKLI TASARIMLAR, FARKLI YORUMLAR
Ülkemizde evlerde görmeye alışık olduğumuz iç mekan bitkilerini sokaklarda dolaşırken görüyorum. Aşk merdiveni, Ficuslar, orkide çeşitleriyle, sokaklarda farklı tasarımlara imza atılmış. Roberto Burle Marx, park ve bahçe tasarımlarıyla tanınmış Brezilyalı bir peyzaj mimarı, aynı zamanda da ressam. Modernist peyzaj tasarımlarıyla, bu şehri ziyaretçilerine hayran bırakıyor. Almanya’ya ressam olarak çalışmalar yapmak için giden Marx, burada ziyaret ettiği Dahlem Botanik Bahçesi sayesinde Brezilya’nın doğal bitki örtüsü hakkında bilgi sahibi oluyor. Ardından da 1930 yılında ülkesine geri döndüğü zaman Brezilya’nın çeşitli bölgelerinden bitkiler toplamaya başlıyor. İlk bahçe düzenlemesini de 1932 yılında Lucio Costa ve Gregori Warchavchik’ın tasarladığı müstakil bir ev projesinde elde ediyor. Ardından şehir içinde de birçok parkta tasarımlarını sergiliyor. 1949 yılında Rio de Janeiro şehrinin hemen dışında yer alan ve 365 bin metrekarelik bir alana yayılan Barra de Guaratiba bölgesini satın alıyor ve burada Brezilya’nın çeşitli bölgelerinden topladığı bitkileri yetiştirmeye başlıyor. 1985 yılında Brezilya devletine armağan ettiği bu alan, yaklaşık 3.500 farklı bitki türünü içinde barındırıyor. Bu bahçe düzenlemeleri, günümüzde ulusal anıt statüsünde, koruma altında. Egzotik ülkenin bir başka modern tasarımcısı da Oscar Niemeyer. Yumuşak hatlı binaların mimarı olarak bu şehri tamamlıyor. Mühendislik yeteneklerini tasarımla birleştirerek 20. yüzyılın en gösterişli, şiirsel ve farklı binalarını tasarlayan Oscar, ışık, renk ve kıvrımsal duyguların yön verdiği göz alıcı tasarımlar yaratmış dersek abartı olmaz. Brezilya’nın başkenti Brasilia’nın yeni şehir tasarımcısı olarak atanan Oscar, Le Corbusier, Frank Lloyd Wright ve Alvar Aalto gibi modernist akımın öncülerinden biri. Tasarımlarında kullandığı eğriler hakkında şöyle demiş: “Doksan derecelik bir açı beni etkilemez; insanoğlu tarafından yaratılmış dümdüz, katı ve değişime açık olmayan şeyler de ilgimi çekmez. Beni esas etkileyen özgür ve hassas eğrilerdir; bu eğrileri ülkemin dağlarında, hızla akan akarsularında, denizin dalgasında, sevilen kadının vücudunda bulabilirsiniz. Eğrilerden oluşur tüm evren, Einstein’in eğrisel evreni.”

ŞELALELER DİYARI
Eva Peron’un ülkesi, yan komşu Arjantin’deki Iguaçu şelaleriyse üçüncü durağım. Bu bölge oldukça büyüleyici. Brezilya, Arjantin ve Paraguay’ın buluştuğu noktada dev şelaleler ve milli parklar yer alıyor. Alvar Nuñez Cabeza de Vaca tarafından keşfedilen bu alan, yeryüzünün en güzel doğal gösterilerinden birisi. Brezilya ve Arjantin sınırında 300 bin hektarlık Milli Park içerisinde yer alan bu şelaleler, Paraguay sınırı yakınlarında, Parana nehrine dökülüyor. Arjantin, Paraguay ve Brezilya sınırında, dünyanın en muhteşem doğa zenginliklerinden biri olan ve Iguassu nehrinin Panama nehriyle birleştiği yerde, orman içinde 3.500 metre boyunda ve 80 metre yüksekliğinde dünyanın en büyük şelalesini yürüyerek gezerken, kakao, palmiye, Acer, dev bambu, kauçuk ve daha sayamadığım sayısız bitkiyle karşılaşıyorum.

BIRAKIN RENKLER KONUŞSUN
Latin Amerika’nın kuzeyine doğru gittiğimdeyse Meksikalı tasarımcı Luis Barragan’ın bahçelerde renkleri kullanarak monolithic yani tek parça duvarlar ve su kanalları oluşturduğunu görüyorum. Bu bahçelerden bahsederken, canlı tonları dilerseniz bahçe duvarlarında ya da bahçe mobilya, aksesuarları nda da görmeniz mümkün. Agave türleri, kaktüsler ve Yuccalarla dikkatleri üzerine çekiyor. Havanın sıcaklığı sayesinde az su isteyen kanaatkar bitki türlerinin bahçe tasarımlarında kullanıldığı ülkede, farklı türlerde palmiyelerle de karşılaşmak mümkün. 
 

BAZILARI SICAK SEVER
Modern bahçe tasarımlarının, egzotik bitki örtüsü birleşmesi, hep yazı hatırlatır. Sofranızı ananas, lezzetli karpuzlar, papaya, maracuja gibi tropikal meyvelerle, Hibiscus çiçekleri süslemişse, Güney Amerika büyüsü başlamış demektir. Latin Bahçelerinde asla sıkılmazsınız çünkü karşınıza her an yeni bir sürpriz çıkabilir. Yolunuz Latin Amerika’ya düşerse, dev palmiye ağaçlarının altında soluklanın, Latin ateşinin sıcaklığını, serin bir Hindistan cevizi suyuyla yumuşatın. Bizden söylemesi.

Ev Bahçe Dergisi

Yazıyı Arkadaşlarınla Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Blogplay
  • Add to favorites
  • LinkedIn
  • Technorati
  • Twitter




Anahtar Kelimeler: , ,